29 Haziran 2009 Pazartesi

Şu An Ne “Cıvıldıyorsun”?

“Şu an Ne Düşünüyorsun?” Facebook kullanıcılarına, profil sayfalarına girer girmez merhaba diyen kutucuktaki yazı. Profil fotoğrafınızın yan tarafında bulunan bir kutucuğa, o anki duygularınızı yazar, düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşırsınız. Bir gece yarısı Michael Jackson’ın ölüm haberini öğrendiğimizde ortak düşüncemiz üzüntü oldu. Tüm arkadaş listem benim ile aynı duygulara sahipti Bazen aynı duyguların, sizinle aynı anda başkalarının da paylaştığını görmek, insana mutluluk veriyor.

Son 3 ayda ne düşündüğümü merak edip, profil sayfamda alt taraflara doğru bir gezinti yaptım. Kutucuğa yazdığım altı cümlenin dört tanesi sırasıyla şöyle: “Stay Hungry, Stay Foolish”, “iMarketing”, “iPhone 3G S= iBrillance”, “App-Vertising”. Facebook sayfam Apple’in bir kalesi olmuş da haberim yok. Acaba bu yazdıklarımı Twittter aracılığıyla paylaşmış olsaydım, Apple’dan bir teşekkür yazısı alır mıydım? Sorumun cevabını Facebook verdi.

Starbucks’da latteniz soğuk geldiğinde, bunu Twitter’a yazarsanız, bir Starbucks yetkilisinin sizi hemen izleme listesine ekleyip (follower), sorununuzu çözmeye çalışması olağan bir duruma geldi. Aynı durumu, servis kalitesini beğenmediğiniz bir bilgisayar şirketinde, uçuştan memnun kalmamanız durumunda bir havayolu şirketinde de yaşayabilirsiniz. Twitter’da anlık iletinize şikayetinizi yazdığınızda, şirket yetkilerinin sizi bulup, sorununuzu çözmeye çalışması artık standart bir hizmet olma yolunda ilerliyor.

Facebook, 24 Haziran’dan itibaren, isteyen kullanıcılarının anlık iletilerini, Facebook kullanıcısı olsun olmasın, arkadaş listesinde bulunsun bulunmasın, internet üzerinde paylaşma özelliğini test etmeye başladı. Testler ile birlikte, 200 milyon kullanıcısı olan Facebook’un bu yeni özelliği, şirketlerin pazarlama çalışmaları iştahını kabarttı. Çünkü 200 milyonluk bir kullanıcı kitlesinin anlık iletilerinden, çeşitli filtrelemeler ile markalar, trendler hakkında başarılı analizler elde edilebilir. İletilerden elde edilmiş temiz analiz, temiz ve başarılı bir pazarlama stratejisinin sağlam bir anahtarı olabilir.

200 milyon kullanıcının iletilerini kim filtrelemeler kullanarak analiz edecek? Facebook, anlık iletilerin analizini kendi yapmayıp, araştırma şirketlerine verse, kullanıcı bilgilerinin farklı şirketlerce ele geçirilmesi birçok problem doğuracaktır. Facebook, analizlerini kendi yapsa, bu analizlerin markaların ticari amaçları doğrultusunda kullanılması kullanıcılarda memnuniyetsizlik yaratabilir. Henüz umuma açılan Facebook iletilerinin kimlerce hangi kurallar doğrultusunda filtreleneği ve analiz edileceği konusu kesin bir açıklığa kavuşmuş değil. Facebook’un kendine has özelliği, durumu daha da karmaşık bir hale getiriyor. Facebook, birçok sosyal iletişim sitesine oranla daha özel (privacy) içeriklere adres olmasından dolayı, kullanıcı profillerinin şirketlerce / markalarca müdahale edilmesi, kullanıcılara ticari mesajlar gönderilmesi ve sorunlarının çözülmeye çalışılması (Twitter tarzındaki gibi), kullanıcıları hoşnut etmeyebilir. Örneğin, Sony’den kişisel iletilerimin analizinden yola çıkılarak ticari içerikli bir mesaj gönderilmesi, bilgilerimin özelliği ve güvenliği konusunda beni şüphelere götürür.

Şimdi gelelim yazımın başında belirtmiş olduğum sorumun cevabına: Apple’i çağrıştıran anlık iletilerimi Twitter aracılığıyla paylaşsam, Apple’dan bir teşekkür yazısı alır mıydım? Twitter’da şu an gerçek insanlarca yönetilen, şirketlerin birer tesilcisi var ve amaçları Twitter üzerinden müşteri görüşlerini toplayarak, analiz etmek ve problem çözümleri sunmak. O yüzden belki de bir Apple yetkilisi benim iletilerime bir teşekkür yazısı gönderirdi. Teşekkür yazısı için umutlarımı henüz kaybetmedim, çünkü Facebook’un yukarıda sözünü ettiğimiz yeni özelliği, yeni heyecanlı maceralar yaratacağa benziyor.

Kaynak:
“How many Facebook Users Will Go Public?”, by Douglas Macmillan, BusinessWeek
“How Companies Use Twitter to Bolster Their Brands” by Rachael King, BusinessWeek
June/July 2009 Newsletter of trendwatching.com

25 Haziran 2009 Perşembe

5 Ömür Boyunca...

Bugüne kadar hep teknoloji dünyasında olan gelişmeleri pazarlama ile ilişkiler kurarak bu sayfada yazdım. Ama hayatta olabilmeliyim ki bu sayfalarda kelimelerim sizlere ulaşabilsin.

5 ay önce hayatıma güzel bir hediye olarak giren Bitanecik Aşkım,
Yaşamdan zevk almayı, mutlu olmayı, her zaman gülümseyebilmeyi, dertlerimi ve mutluluğumu paylaşabilmeyi, en önemlisi ise, bir ömür boyu "grup olabilmeyi" hep sende yaşayıp sende öğrendim.

Yazımı başlamadan önce 5 ay idi, ama bizim aşkımızda 1 saniye 1 aya denk geliyorsa, birkaç dakika sonra 6 ay olacak birlikte kurduğumuz bize ait olan dünyamız.

Bitanecik aşkım Hülya, bir ömür boyu hep seni kalbime nefes olarak çekebilmek amacımla...

Seni çook seviyorum :)

23 Haziran 2009 Salı

Google Geçmiş Günlerini Arar mı? "Bingooo"


Microsoft’un Bing adlı arama motoru yavaş yavaş arama motoru literatüründe kendini hissettirmeye başladı. Birkaç hafta önce Bing ismini duyduğumda ilk yaptığım şey Google’a girip, oradan Bing ismini aratmak oldu. İtiraf etmeliyim ki ben de hala Google üzerinden Bing arama motoruna ulaşanlar kulübünün bir üyesiyim. Google’a bir rakip olarak lanse edilen Bing’e rakibi üzerinden ulaşmak Microsoft tarafından çok da hoş karşılanan bir durum olmasa gerek.

Tam anlamıyla bir ‘binger’ olamadım, hatta bazen Bing’i ‘Benq’, ‘Binq’ vs gibi yanlış olarak yazıyorum. Ama bir binger olmasam da Bing’in elinde tuttuğu potansiyelin farkındayım.

Nielsen’e göre Mayıs 2009’da, arama (search) adedinde bir önceki aya oranla %20,3 oranında bir büyüme ile yaklaşık 10 trilyona ulaşıldı. Arama motorlarının büyüten bu pazardaki durumlarına gelince, Google yaklaşık 6 trilyon adet arama ile pazarın %63,2’sini elinde tutarak mutlak bir pazar lideri durumunda. Ardından %17,2 ile Yahoo, ve %9,4 ile Windows Live Search geliyor.

Elimizde sadece yuklarıdaki arama adetleri rakamları olsa Google’ı görünen gelecekte yoracak herhangi bir rakip göremeyiz. Arama adedi değil de kullanıcıları tek olarak saydığımızda ise tablo çok değişiyor. Nielsen’e göre Mayıs 2009’da Google’ın 138 milyon kullanıcısı varken, bunu 127 milyonla Microsoft ve 120 milyonla Yahoo takip ediyor. Rakamlar birbirine ne de yakın!

Yukarıdaki rakamlar açıklandığında Microsoft Bing ile değil, Windows Live ile pazardaydı. Bing’in ilk günlerinde bir binger şovalyesi olmaya soyunarak, yakın çevrem ile, Bing’in elinde tuttuğu potansiyeli tartıştım. Tartışmaların sonucunda hep aynı cümleleri duymaktaydım: “Bing başarısız bir hamle olarak kalacak, Google tartışmasız lider olarak varlığını sürdürecek. Bana göre, Microsoft, sahip olduğu deneyim, kullanıcı adedi, maddi imkanlar, en önemlisi ‘Windows’ ile Google’ı yoracak güçlü bir rakipti. Bin Binger Şovalyesi olarak bu tezimi hala savunuyorum. İlk gelen rakamlar da eklimi güçlendirir nitelikte.

comScore’ın rakamlarına göre, Bing hayatımıza daha yakından girmeye başladığı ilk birkaç haftada gücünü göstermeye başladı. 25-29 Mayıs haftası, Amerika’da arama adedinde Bing %13,8 penetrasyon oranına sahipken, 08 -12 Haziran haftasında bu oran %16,7’ye ulaştı. 01-05 Haziran haftası rakamlarına göre, Bing’in Pazar payı %11 civarlarına yükselmiş durumda.

Bing’in daha henüz ancak isminin duyulmaya başlandığı zamanlarda, Google’a güçlü rakip geleceğini hep savunmuştum. Aldığım tepkliler de Google’ı sadece bir arama motoru olarak değil, maps, earth, trends vs ile bir ‘bütün’ olarak görmem gerektiği şeklinde oldu. Ama şimdi rakip Microsoft ve Windows Live macerasından çok ders çıkarmış olan bir Microsoft.

Microsoft’un ‘bütünlüğü’ ne de kimse kolay kolay inkar edemez. Bing’in her geçen gün güçlendiğini ve Google için ciddi bir rakip olmaya başladığıunı tek düşünen ben olmasam gerek. Çünkü Google’ın ortak kurucularından Sergey Brin ve ekibinin Bing’in algoritması üzerinde çalışmalar yaptığı ve Google’da bazı güncellemler yapılacağı gelen haberler arasında.


Kaynak: marketingcharts.com,
nielsen-online.com,
comScore.com

22 Haziran 2009 Pazartesi

"Bu Sayfanın Çıktısını Almadan Bir Kez Daha Düşünün"

"Bu sayfanın çıktısını almadan bir kez daha düşünün" yazısı ile yeşil bir ağaç simgesini aldığınız e-maillerin at kısımlarında sıklıkla rastlarsınız.

Yazıcı (printer) üreten şirketlerin çalışanları ve yönetimleri, e-maillerini çıktı olarak alırken bir kez daha düşünüyorlar mı bilinmez, ama yazıcılara yaptıkları yatırımları birkaç kez düşündükleri ve daha sonra tekrar düşündükleri çok belli.
Yazıcı, kartuş ve buna benzer parçalar düne kadar üretici şirketler için iyi bir kazanç kapısıydı, çünkü HP yazıcı alan bir kişi uzun yıllar HP kartuşları kullanıyordu. Yazıcı bir anlamda şirket-müşteri arasında uzun süreli bir ilişkinin anahtarlarından biriydi.Ama artık bu anahtar, kapıyı açamaz oldu ve yüksek kazançlar sadece şirketlerin geçmiş yıllarındaki bilançolarında rakam olarak kaldı. 2009 yılında, yazıcı ve aparatlarındaki kar, bir önceki yıla oranla sektörde yaklaşık %21 oranında düşüş gösterdi. Bunda kartuş fiyatlarının yüksekliği, orijinal olmayan kartuşların çok farklı sorunlara neden olması, kartuşların ve/veya mürekkeplerin çabuk bitmesi veya kuruması gibi etmenlerin rolü büyüktür.
Kağıt israfı bilinci, kağıt klasife edilmesinde yer sıkıntısı, kağıtların kaybolması, mürekkeplerinin dağılması ve çevreci bilinç vs. etmenlerden dolayı kağıt çıktı adetlerinde dramatik düşüşler yaşanmaktadır. Örneğin, 2008 yılında toplam 1,5 trilyon adet sayfa çıktı alındı ve bu adedin 2009 yılı için 1,4 trilyon civarında olacağı, ilerikli yıllarda daha da azalacağı tahmin edilmektedir. Alınan çıktıların türü bakımından bilet, kupon, küpür tarzı basımların oranı artmaktadır.
Bunun üzerine HP, internet üzerinden direk çıktı alınabilinen yazıcıyı müşterilerine sundu. HP Photosmart Premium ismi verilen yazıcı ile kullanıcılar yazıcı üzerinden internete bağlanabilmekte, ve anında kupon, sinema bileti, küpür tarzı şeylerin çıktısını alabilmektedir. Bunun yanı sıra çeşitli applicationlar ile kullanıcılar yazıcıdan, herhangi bir bilgisayara ihtiyaç duymadan daha etkin olarak yararlanabilmektedir. Örneğin yolunuzu bulabilmek için Google Maps’e bağlanıp, çıktı alabilemektesiniz.
Ürün son derece kullanıcı dostu görünse de, ürünün hacmi, ağırlığı gibi etmenler nedeniyle kaç kişinin cebinde bir yazıcı ile dolaşmak isteyeceği ve ürünün satış adetlerinin ne olacağı şu an büyük merak noktaları. İleriki günlerde ürünün pazarlama stratejisini yakından takip etmek gerekiyor. Pazarlama stratejisi başarılı olursa insanlar ceplerinde bir yazıcı ile dolaşabilirler, aksinde ise, bir başarısızlık örneği olarak gelecekte konuyu tartışıyor olabiliriz.


Kaynak: Web Printing Without a PC, BusinessWeek

16 Haziran 2009 Salı

the Principles of iMarketing

The main aim of our blog is studying and discussing the successful and unsuccessful tactics of the companies, good commanders and powerful IT squads in marketing war of IT sector.

Let’s start blogging with introducing Apple-birth iMarketing, a new phonemenon, discussinon topic of today and tomorrow’s marketing students, lesson of today’s and tomorrow’s MBA classes. iMarketing can be identified as the ‘Marketing Principles of Apple’

In our first blogging, we will study main principles of iMarketing. iMarketing is a new phonemenon made a present of Apple to the marketing world.. Apple’s marketing strategy will be discussion point, thesis subject, research papers by many peers of the future and, like today there is few that will identify it unsuccessfuli many ,identify it overwhelming.

So what is iMarketing which is identified as the signature of success?

- According to iMarketing, consumers buy what they see and like on others and what the others have. For example, although listening the music is just a “listening” activity for the people, listening music by white headphones means the membership to the club. To be member of white-headphone-wearing club, people buy iPod. This case show how people buy what they see on others.
- Let your consumers sell your goods to your consumers. Reach the target market via your acquired consumers. iMarketing is the power of selling to your consumers thanks to your your consumers. The best marketing is from the customers’s mouth to the others’ ears
- iMarketing is denying that the first comer of the market always dominate it. Apple is not first in PC market, have not invented PC or laptop, have not invented first Walkman or MP3. But it did these products more attaractive for the consumers. iPod did not give the best sound quality, but thaks to ‘halo effect’, consumers believe it is the best quality. According to iMarketing, becoming first comer to the market is not crucial, the important one is introducing the good to the consumers in a smart, simple, classy and charming way.
- Let your consumers help you. iMarketing is understanding and analyzing the messages received from the consumers. Apple, in both iPod and iPhone case, has understood the messages received from early adopters well and responded in right way and right time. Thanks to the messages from early adopters, while Apple was selling nearly 200.000 iPods in a quater in 2001, this number reached millions today. Again, Apple that received messages from iPhone users analyzed well, and improved iPhone 3G S in WWDC 2009. This time the respond of Apple was “speed”
- iMarketing is observing the environment in the right way and construct social communities suitable to messages received from observation. For example, white headphones wearing community is the best example of contructing social communities. Again Apple use AppStore as a community constructer and “App-vertising” via this channel. Today billions of downloads from AppStore is not a surprise, because it a community of people who downloading.

In this essay we have studied the main principles of iMarketing. To understand one of the biggest marketing success of the marketing history, we will continue blogging about iMarketing which it is imppossible to study comprehensively in a few paragraphs.